Adım Yakup. Yirmi
yedi yaşındayım. Boyum uzun. Sağ elimin
başparmağı eksik. Doğuştan. Bu evde yaşıyorum.
Bu evde yaşıyorum.
Bu evde ya şı yo rum.
Odamın kapısı sıkı sıkıya kapalı. Pencerelerim kalın perdelerle örtülü. Perdeleri annem örttü. Dört gün önce. Belki de daha falza. Dört ay önce. Dört yıldır bu odada tek başıma yaşıyorum. Yatıyorum.
Yatağımı babam yaptı. Babam marangoz.
Annem ev kadını. Babam marango. Annem ev kadını. Yatağımı babam yaptı.
Büyük patlama olduğunda odamdaydım. Yatağımdaydım. Perdelerim kapalıydı. Sıkı sıkıya
kapalıydı. Annem mutfakta patlıcan
kızartıyordu. Babam televizyon
seyrediyordu. Büyük patlama
olduğunda. Evren henüz var
olmamıştı. Altı gün çalışan Tanrı
yedinci gün yorulmamıştı. Babam
televizyon seyrediyordu. Annem patlıcan
kızartıyordu. Babam, oğlum olursa adını
Yakup koyacağım, dedi anneme. Ben
yatağımda yatıyordum. Perdeler sıkı
sıkıya örtülü. Annem sesini
çıkarmadı. İçini çekti. Beli incecikti. Göbeği hiç yoktu. Bacakları uzundu. Ve saçları beline kadardı. Patlıcanları sabırla kızarttı.
Babama, bir oğlun oldu, dedi. Adını Yakup koydun. Yıllar önce.
Bir parmağı eksik doğdu Yakup.
Tutup pencereden dışarı attın onu.
Dedi. Babam televizyonun
kumandasındaki düğmelere hızla basıyordu.
Televizyondan atlar, tencereler, şarkıcılar, binalar, tavşanlar,
kadınlar, yazılar, renkler, kalemler, dağlar, sucuklar geçiyordu.
Allah belasını versin onun, dedi babam. Parmaksız Yakup. Nerede şimdi o? Odasında, dedi annem. Patlıcanları tavadan maşayla çıkardı. Tezgaha serdiği gazete kağıdının üzerine tek
tek bıraktı. Patlıcanlar gazete
kagıdındaki yazılara bulandı. Büyük
patlama oldu, yazdı patlıcanların üzerinde.
Dünya yeniden yaratıldı. Atomlar
paramparça. Yıldızlar gezegeler
birbirine girdi. Yer yerinden
oynadı. Yakup parmaksız doğdu.
Gitsin o artık bu evden, dedi babam. Annem, o daha çocuk, dedi. Babam, yirmi yedi yaşında kazık kadar
adam. Bir iş bulsun artık kendine, dedi. Annem, parmağı yok onun, dedi. Babam, kolsuz bacaksız insanlar çalışacak iş
buluyorlar parmaksız Yakup’a mı iş yok, dedi.
Parmaksız Yakup deme çocuğa, dedi annem.
Babam bir şey demedi. Annem
kızgın yağa patatesleri attı. Patatesler
büyük bir patlamayla kızarmaya başladı.
Yağ patladı. Patatesler
patladı. Yağ patladı. Patatesler patladı. Evren patladı. Annem yıllarca sabırla o mutfakta kızartmalar
yaptı.
Yatağımda sırtüstü yatıyorum. Perdeler sıkı sıkı kapalı. İçeriden kızartma kokuları geliyor. İçeriden babamın sesi geliyor. Anneme
bağırıyor. Koruma artık şu çocuğu,
diyor. Annem kızgın yağın içindeki sapsarı patatesleri maşayla tek tek
çeviriyor. Babam uzaktan kumandanın düğmelerine
basıyor. Biri şarkı söylüyor. Üç adam tartışıyor. Bir çocuk çığlık atıyor. Bir kadın gülüyor. Bir adam kızıyor. Bir adam korkuyor. Bir adam tehdit ediyor. Bir kadın sevişiyor.
Yatağımda sırtüstü yatıyorum. Annem odamdan içeri giriyor, perdeleri
açıyor. Dışarıda kar var. Ben yedi
yaşındayım. Yatağımda yatıyorum. Annem pencereyi açıyor. Avucunda ekmek kırıntıları. Hepsini
pencerenin pervazına koyuyor. Yıllar
önce. Yirmi yıl önce. Babam beni neden sevmiyor, diyorum
anneme. Annem, baban seni seviyor,
diyor. Beni pencereden dışarı attı o,
diyorum. Öyle bir şey olmadı. O kötü bir rüyaydı, diyor. Anneannem anlattı. Rüya değildi, diyorum. Anneannen çok yaşlıydı. Hayal görüyordu. Kötü hayaller, diyor. Kendini neden pencereden attı, diyorum. Anneannen kendini pencereden atmadı. Düştü, diyor.
Yedi yaşındaydım. Yatağımda
sırtüstü yatıyorum. Annem pencereyi
kapatıyor. Beklemeye başlıyoruz. Hiçbir
kuş gelmiyor. Pencere pervasındaki ekmek
kırıtıntılarını kimse yemiyor.
Bekliyoruz. Annem ağlıyor. Dışarıda kar yağıyor.
Babam bas bas bağırıyor.
Annen de deli. Sen de
delisin. Oğlun da deli. Topunuz delisiniz.
Annem elinde keskin bir bıçak. Fasulyenin kılçıklarını ayıklıyor. Mevsimlerden bahar. Ben yeni doğmuşum. Beşikte yatıyorum. Babam beşiğimin üzerine eğiliyor. Atacağım bunu pencereden diyor. Annem fasulyenin kılçıklarını ayıklıyor. Anneannem, taşınalım bu apartmandan,
diyor. Paşababamın köşküne. Yıkıldı orası anne, diyor annem annesine. Paşababam
yapar yeniden, diyor anneannem anneme.
Burası çok yüksek. Korkuyorum ben
pencerelerden, diyor anneannem. Paşababamın köşkünün pencerelerinde ahşap
kafesler var, diyor. Kimse düşmez
aşağı. Düşse de bahçede güller var,
mercanlar, hüsnüyusuflar, çarkıfelekler, yıldız çiçekleri, aslanağızları var,
diyor, yumuşacık, diyor. Babam
anneannemin üzerine yürüyor. Attığı her
adımda beşiğim zıngır zıngır titriyor.
Annem elinde bıçak fasulyenin kılçıklarını ayıklıyor.
Annem, babamı ilk o gün bıçakladı. Sonra üç kere daha bıçakladı. Her seferinde babam hastaneye yattı. Her seferinde eve geri geldi. Annem onu affetti. O annemi affetti. Babam bir beni affedemedi. Sen beni üç kere bıçakladın, ben de bir gün
senin oğlunu bıçaklayacağım, diyor anneme. Annem şimdi biberleri
kızartıyor. Zehir yeşili biberler yağda
patladıkça patlıyor. Etrafa kızgın yağlar
sıçrıyor. Sen delisin, diyor
babama. Zır delisin. Asıl siz delisiniz, diyor babam anneme. Annen babasıyla sevişirdi, sen de oğlunla
sevişiyorsun, diyor. Bunu bilmiyor muyum
sanıyorsun, diyor. Annem biberleri tek
tek kızgın tavadan çıkarıyor. Gazete
kağıdının üzerine patlıcanlarla patateslerin yanına koyuyor.
Büyük patlamadan az önce.
Her yer lavdı.
Her yer lavdı.
Her yer lavdı.
Kızgın tava bozkırdaki savaşçıların kırmızı kalkanları gibi
havaya kalktı. İçinde patlıcan kokan, patates kokan, biber kokan kızgın mı
kızgın, kırmızı mı kırmızı, sıcak mı sıcak, ateş gibi yağ vardı. Annem muhtemelen Tanrı’nın dünyayı yaratırken
attığının aynısı bir çığlık attı. Yağ
tavadan vahşi bir hayalet gibi havalanıp babamın suratına aktı. Annem babamı kızgın yağ ile yaktı.
Yatağımda yatıyorum.
Elimde bir bıçak. Fasulyelerin
kılçıklarını ayıklıyorum. Annem bakire
Meryem. Babam dağlarda çoban. Pencerenin perdeleri sıkı sıkı kapalı. Adım Yakup.
Bin yirmi yedi yaşındayım. Tıpkı
büyük dedemin elleri ellerim. Bir parmağım
eksik. Bir gözüm kapalı. Bir nefesim tıkalı.
Elimde bıçak.
Babam odama gelirse, kızgın yağla lekelenmiş suratındaki boş
göz çukurlarıyla kör kör bana bakarsa... bıçağın sesini dusun... bana
yaklaşmasın... diye... eksik parmağımı elimdeki bıçakla biliyorum. Benim asıl babam kim, biliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder