Unutmak için defterler yapmaya karar vermiştim bir zamanlar. Tek ortalı çizgili defterler alıp, onları toprak yüzlü kağıtlara sarıyor, okunması zor yazımla uçarcasına yazıyordum. Unutmamı sağlamıyordu yazmak ama bir esrime yaratıp zamanı uyuşturuyordu. Onları saklama zahmetine bile katlanamıyordum, nasıl olsa bu yazıyı kimse anlamaz, binlerce sayfayı kimse okumaz deyip avutuyordum kendimi. Yazdıktan sonra onları yakmayı, toprağa gömmeyi kuruyordum.
İnsanın unutması gereken çok önemli şeyleri olmalıydı hayatta. Tuttuğum defterler bana unutmaya değecek hiçbir şey yapamadığımı gösterdi. Yazmayı bırakıp hayata atttım kendimi. Unutamk isteyeceğim değerde bir yaşam arzuluyordum, kalabalıklara karıştım.
Bilinçli bir unutamamışlık, şaşkın unutkanlıktan iyidir. Bunu bulduğuma memnunum.
Artık ufak tefek unutuşlarla yetinmeyecek sınıra gelmiştim. Kendimi kandırmam giderek zorlaştı. Her yolu denedim, unutamamayı sevimli hale getirmeye bile çalıştım, olmadı. Ben artık kendimi toptan unutmak istiyorum.
Kitap yazmayı denedim, bir unutma pratiği olarak görüyordum yazmayı. Bir kitabı yazmaya ancak onu unuttuğumuz an başlarız ne de olsa. Yazdıkça içime çekiliyordum, insan içine düştükçe anımsıyor, anımsadıkça daha da yaklaşıyor kendine. Unuttuğum rüyaların bile parmaklarımın ucuna geldiğini gördüğüm gün fırlattım kalemimi.
Evin her tarafı defterle dolmuş zamanla. Beni yutan o topraksı yığından kendime sehpalar, masalar, dolaplar yapmaya başladım. Unutmayı başaramadım ama unutma defterlerinden kurulmuş bir evim var artık. Mırıldanarak kağıttan duvarlarla konuşuyorum.
Ben böyle duvarları unutup satırlarıyla örülmüş unutma evimde doğayı düşleyip mırıldanarak yaşamaya çabalarken bir gece tuhaf bir rüya gördüm. Bir zamanlar unutma çalışmaları yaparken internete yoğunlaşmıştım. Benim gibi birinin sanal uzamda nasıl dağıldığını düşünün artık. Her gün kendime unutmak zorunda kalacağım çuvalla malzeme topluyor, okuyup gördüklerimin ağırlığından uyuyamaz oluyordum. İnterneti unutmaya çalışıp defterler yaptığım, sonra onlardan da sıkılıp mırıldanma direnişine geçtiğim gecelerden birinde, bir kitap kapağı gördüm rüyamda. Kapak bir internet sitesinin açılış sayfasında duruyordu. Üzerinde Unutma Bahçesi yazılıydı. Yaşlı bir çınarın oyuğundan bir dere fışkırıyor, bulutlanan dağdan aşağıya inen gökkuşağı bir nilüferin yaprağıyla gölgeleniyordu. Biçimsiz bir bulutumsunun üzerinde, ancak dikkatle bakanların görebileceği bir ada vardı. Dalgaların hareketini bugün gibi anımsıyorum; mavi ağaçları, uçan balıkları, derilerini soyup iyice çıplaklaşmış insanları seçtim o adanın üzerinde. Bilmediğim bir dili konuşuyorlardı ama ilkel bir neşenin izleri okunuyordu yüzerinde. Tuhaf bir cennet tasviri, hiç böylesini görmemiştim. Sabah uyandığımda başım dönüyordu, hemen internete girip sayfanızı buldum. Bir an beni yalnızda sizin anlayabileceğinizi hissettim. Teminimi bozdum, yıllar sonra yeniden bir defter yaptım.
Kendimi unutmak için yaptıklarımı gün gün size yazacağım bundan sonra. Hem defterlere elyazımla, hem de internetten adresinize. Unutmayı başarabildiğim gün benden haber alamayacaksınız. Meraklanmanızı istemem. O zaman gerçekten mutlu bir insan olduğuma, ilahi huzura kavuştuğuma emin olabilir, benim için sevinebilirsiniz.
Size son olarak yıllar önce, anarşist bir aşık olduğum günlerde kaleme aldığım manifestoyu yollamak istiyorum.
- Okuduğum bütün kitapları, çektiğin fotoğrafları, yaptığın resimleri unutacaksın.
- Adını, geçmişini, geleceğini, yazdıklarını, yazacaklarını unutacaksın.
- Çocukluk rüyalarını, bildiğin ağaç adlarını, toprağın neden kendini parçaladığını, yağmurların en çok hangi mevsimde yağdığını unutacaksın.
- Tahta kulübeye giden yolu, içinden sular geçen köyleri, parçalanan defter sayfalarını unutacaksın.
- Gitmek istediğin adaları, yıktığın evleri, kırık gitarı, dizdiğin odunları, kurduğun düşleri, tanıdığın kuşları, karıncaların yaşamını, sevdiğin bütün yüzeri unutacaksın.
- Gezindiğin bedenleri, katettiğin ülkeleri, yüzdüğün denizleri, kuruttuğun toprakları, ektiğin ağaçları, suladığın bahçeleri, okşadığın çocuk yüzlerini, tırmaladığın kedileri unutacaksın.
- Söndürdüğün yangınları, taşan göletleri, sabahlara kadar dans ettiğin geceleri, sevgilinin adını sayıklayarak ter içinde uyandığın sabahları unutacaksın.
- Sana yazdıklarımı, senden sakladıklarımı, almadığın hediyeler, verdiklerini, çığlıklarla koşturduğun günleri, duvarlardaki yumruk izlerini, parçalanmış bedeninin, tuvalete baygın yatanı unutacaksın.
- Buzlar ülkesinden yanan masal kahramanlarını, palyaçoları, yunusları, avucundan kaçan sincapları, ateşlerde yanan silinmiş yazıları unutacaksın.
- Çocukluğun düşler ülkesi olduğunu, gençliğin duvarlarla kıstırılmışlığını, arabanla gükyüzüne uçtuğun zamanları, uyuyup kaldığın beyaz odaları unutacaksın.
Bir tek şey unutmayacaksın...
Unutma Bahçesi - Latife Tekin
7 Temmuz'da başlayıp 10 Temmuz sabahına kadar unutmak için yazmaya, yazdıkça unutulanlara yer açmaya gidiyoruz. Kendimize defterler yapmaya; bir bahçede, Unutma Bahçesinde, kendimizi unutup yeniden hatırlamaya gidiyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder