Güne bir önceki günü konuşarak başladık... neler olmuştu, neler çıkmıştı içimizden onları anlattık biraz. Kafamızda birşeyler şekillenmeye başlamıştı.
Sonra herkes bir köşeye çekilip 20 dakika kendi notlarını gözden geçirdi. Nelere dikkat etmişiz, neler not almışız. Aldığımız notlar bizim bugün nereye dikkatimizi verdiğimizi yansıtır dedik. Kendi içimizden neleri yansıtmışız onu bulmaya çalıştık. Yazmak bazen üretmek, bazen boş oturmak, bazen yaratıcı çalışmalar yapmak, bazen dinlenmektir. Bu 20 dakika boyunca kendimizle başbaşa kalıp yazdıklarımızı inceledik.
Sonra bize kalanları bir 100 maddelik liste olarak yazdık. 100 madde yazmak önemlidir. O listeyi bir oturuşta yazmak önemlidir. Listedeki maddeler birbirini tekrar edebilir dedik. Bazen çünkü bir madde sürekli tekrar ediyordur bir önceki gün topladıklarınızda. 100 maddenin ilk üçte birinde zihin en öndeki bilgilere ulaşır, ikinci üçte bir de biraz daha derine iner, son üçte birinde ise ya önceden yazdıklarınızın bir sentezini oluşturmaya başlar ya da daha da derine, normalde ulaşmayacağınız bilgilere ulaşır.
Listeler bitince madde madde üzerinden geçtik. Her maddenin bizde uyandırdığı hisse odaklandık. O hissi yakaladığımızda bir renk ile maddenin altını çizdik. Sonra tüm listemizi tarayıp aynı hissi başka maddelerde yaşıyormuyuz diye baktık. Yaşıyorsak o maddeleri de aynı renkle işaretledik. Bazı maddeler birden çok renk barındırabiliyordu içinde. Bu şekilde çalışarak yazdıklarımızı kategorilere ayırmış olduk ama bu kategorileri zihinle değil, hislerimizle belirlemiş olduk. Bu da bize başka bir gözle bakma imkanı sundu.
Çalışmamız bittiğinde "aslında anlatmak zorunda olduğum..." veya "ben anladım ki..." diye başlayan bir paragraf ya da bir kaç paragraf yazdık. Bu bize yazmak istediğimizin ne olduğuna işaret etti. Bazı kişilerden öykü, bazılarından ise farkındalık yazıları çıktı.
Gruplarımıza ayrıldık ve herkes yazılarını grupta okuyarak diğer katılımcılardan o yazıları geliştirmek, onlardan daha elle tutulur, daha odaklı bir yazı çıkartmanın yollarını konuştu. Paylaştık, fikir verdik, not aldık, birbirimize bir yön vermeye çalıştık.
Günü ödevlerimizle kapattık...okumamız gereken hikayeler vardı, yazarak toplamamız gereken yazılarımız vardı, bir sonra ki güne getirip okuyacağımız.
11 Temmuz 2016 Pazartesi
Birinci Gün Neler Oldu...
Belki bizi takip edenler vardır aranızda. Keşke katılsaydık diyenler vardır..Bugün yaptıklarımızı paylaşayım, siz de evinizden bize eşlik edersiniz belki.
Soru sorarak başladık, tahmin ederek, insanlara bakıp acaba şöyle biri mi böyle biri mi diyerek başladık. Soru sormak, merak etmek hikayeleri toplamak için önemlidir. Merak duygusu acemi ruhumuzu besler. Hiç bir zaman bilmiyor olmak iyi bir haldir. İnsanları gözlemlemek, acaba evli mi? acaba bu bir çay kaşığı ile bütün bir Nutellayı tek oturuşta bitirir mi? Bu çapkın mı? gibi sorularla insanları inceledikçe karakterler oluşur dünyanızda. Gelirler, koltuğunuza ilişir sizinle yaşamaya başlarlar..Tam da bunu demişken...Murathan Mungan'ın Stüdyo Kayıtları kitabından bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizinle...
Sonrasında serbest yazdık, elimizi açtık. 6 dakika kutularımızdan bir kelime seçtik. 6 dakika kutunuz yoksa kütüphanenize gidin, bir kitap seçin...gözünüzü kapatıp parmağınızı herhangi bir sayfanın her hangi bir yerine koyun. Oradaki kelime sizin 6 dakika kelimeniz olsun. Saatinizi 6 dakikaya kurun ve zihninizi serbest bırakar, aklınıza kelimeler, cümleler nasıl geliyorsa öyle kağıda akıtın. Okuduk birbirimize. Yorum yapmadan. Çünkü bu aşamada üretmeye çalışıyoruz. Dışarıdakini içeridekiyle sadece buluşturuyoruz.
Analitik zihnimiz araya girer yazarken, editörümüz hikayeyi düzgün anlatmak ister. Bize annemizin sesi, komşularımızın bakışları, el alem ne derlerle ve bir öğretmen edasıyla gelir. Biz tam yazarken "o oraya oldu mu sence?" diye sorar. Biz de ona bir iş verdik. Onun görevi hızlı yazmaktı. Kümeler yapmak, elini seri bir şekilde hiç durmadan aklına gelen tüm kelimelere izin vererek hareket ettirmekti.
Öğleden sonra rehavet çöker, uyku gelir. Biz de uyuduk. Minderlerde sereserpe yattık. Dans ve müzikle uyandık. Yaratıcılık dans ederken çok güzel açılıyor. Yazı zihinden çıkıp bedenlenmeli, bedenden akmalı
Dans bitti...bedenimizin hareketlenmesini kalemimizden süzüp kağıda akıttık...15 dakika yazdık. Ne yazdık? İçimizden ne geçiyorsa onu yazdık. Koyduk onları da bir kenara. Bu 1. gün herşeyi topluyoruz. Dışarıdakiyle içeridekini tanıştırıyoruz.
Yazmak dışarıdakini almak, içimizdekiyle buluşturmak, ikisini harmanlamaktır. Dışarıdan sürekli alıyoruz...İçimize sesler, kokular, tatlar, duygular, anlar akıyor. Onlar çoğu zaman içimize dokunup geçiyor. Bir sonraki çalışmamızda onları içimize fark ederek almayı deneyimledik. Bir sohbete kulak misafiri olduk. Duyduklarımızı not aldık. Siz de bir cafeye gidin. Bir masada geçen sohbete kulak misafiri olun. Dinlediklerinizi, duyduklarınızı not edin. Hem gerçek diyalogların nasıl aktığına şahit olursunuz hem de inanılmaz gerçek hikaye tohumları toplarsınız. Tohumlarınız konular olabilir, diyalogların içinden bir cümle olabilir. Oradan yola çıkarak bir çok yazı çıkartırsınız. Bu günü de böyle kapattık. Herkes biraz şaşkın, biraz dağınıktı. O dağınıklık iyidir. Huzursuzluk birşeylerin oturmayı beklediğinin habercisidir.
Son olarak zihnimizi iki yönde çalıştırmayı deneyimledik. Önce 6 dakika boyunca Biliyorum çalışması yaptık. Bitince 6 dakika da Bilmiyorum çalışması yaptık. Önce Biliyorum yazarak bildiklerimizi kağıda döktük. Burada önemli olan ritmik bir şekilde yazının içinde Biliyorum kelimesini tekrar etmekti. Bilmiyorum yazısında ise daha derine gidiyoruz genelde. Ama ilk başta öyle olmayabiliyor. İnsan alışık olmadığı bir şekilde yazınca kitlenebiliyor.
Hiç birşeyi okumadık, 6 dakikalar hariç...sadece ürettik, ürettik, ürettik.
Birinci günde herkese yazı malzemesi toplamayı, yazıların size nasıl dokunduğunu fark etmek için bir ortam yaratmayı deneyimledi. Dikkat etmeyi, duymayı, dışarıdan gelene kendimizi açmayı ve onu içimizdekiyle buluşturmayı deneyimledik.
Akşam Arbil ile masallara daldık, geceyi yıldızların altında kapattık.
Soru sorarak başladık, tahmin ederek, insanlara bakıp acaba şöyle biri mi böyle biri mi diyerek başladık. Soru sormak, merak etmek hikayeleri toplamak için önemlidir. Merak duygusu acemi ruhumuzu besler. Hiç bir zaman bilmiyor olmak iyi bir haldir. İnsanları gözlemlemek, acaba evli mi? acaba bu bir çay kaşığı ile bütün bir Nutellayı tek oturuşta bitirir mi? Bu çapkın mı? gibi sorularla insanları inceledikçe karakterler oluşur dünyanızda. Gelirler, koltuğunuza ilişir sizinle yaşamaya başlarlar..Tam da bunu demişken...Murathan Mungan'ın Stüdyo Kayıtları kitabından bir yazıyı paylaşmak istiyorum sizinle...
Sonrasında serbest yazdık, elimizi açtık. 6 dakika kutularımızdan bir kelime seçtik. 6 dakika kutunuz yoksa kütüphanenize gidin, bir kitap seçin...gözünüzü kapatıp parmağınızı herhangi bir sayfanın her hangi bir yerine koyun. Oradaki kelime sizin 6 dakika kelimeniz olsun. Saatinizi 6 dakikaya kurun ve zihninizi serbest bırakar, aklınıza kelimeler, cümleler nasıl geliyorsa öyle kağıda akıtın. Okuduk birbirimize. Yorum yapmadan. Çünkü bu aşamada üretmeye çalışıyoruz. Dışarıdakini içeridekiyle sadece buluşturuyoruz.
Analitik zihnimiz araya girer yazarken, editörümüz hikayeyi düzgün anlatmak ister. Bize annemizin sesi, komşularımızın bakışları, el alem ne derlerle ve bir öğretmen edasıyla gelir. Biz tam yazarken "o oraya oldu mu sence?" diye sorar. Biz de ona bir iş verdik. Onun görevi hızlı yazmaktı. Kümeler yapmak, elini seri bir şekilde hiç durmadan aklına gelen tüm kelimelere izin vererek hareket ettirmekti.
Öğleden sonra rehavet çöker, uyku gelir. Biz de uyuduk. Minderlerde sereserpe yattık. Dans ve müzikle uyandık. Yaratıcılık dans ederken çok güzel açılıyor. Yazı zihinden çıkıp bedenlenmeli, bedenden akmalı
Yazmak dışarıdakini almak, içimizdekiyle buluşturmak, ikisini harmanlamaktır. Dışarıdan sürekli alıyoruz...İçimize sesler, kokular, tatlar, duygular, anlar akıyor. Onlar çoğu zaman içimize dokunup geçiyor. Bir sonraki çalışmamızda onları içimize fark ederek almayı deneyimledik. Bir sohbete kulak misafiri olduk. Duyduklarımızı not aldık. Siz de bir cafeye gidin. Bir masada geçen sohbete kulak misafiri olun. Dinlediklerinizi, duyduklarınızı not edin. Hem gerçek diyalogların nasıl aktığına şahit olursunuz hem de inanılmaz gerçek hikaye tohumları toplarsınız. Tohumlarınız konular olabilir, diyalogların içinden bir cümle olabilir. Oradan yola çıkarak bir çok yazı çıkartırsınız. Bu günü de böyle kapattık. Herkes biraz şaşkın, biraz dağınıktı. O dağınıklık iyidir. Huzursuzluk birşeylerin oturmayı beklediğinin habercisidir.
Son olarak zihnimizi iki yönde çalıştırmayı deneyimledik. Önce 6 dakika boyunca Biliyorum çalışması yaptık. Bitince 6 dakika da Bilmiyorum çalışması yaptık. Önce Biliyorum yazarak bildiklerimizi kağıda döktük. Burada önemli olan ritmik bir şekilde yazının içinde Biliyorum kelimesini tekrar etmekti. Bilmiyorum yazısında ise daha derine gidiyoruz genelde. Ama ilk başta öyle olmayabiliyor. İnsan alışık olmadığı bir şekilde yazınca kitlenebiliyor.
Hiç birşeyi okumadık, 6 dakikalar hariç...sadece ürettik, ürettik, ürettik.
Birinci günde herkese yazı malzemesi toplamayı, yazıların size nasıl dokunduğunu fark etmek için bir ortam yaratmayı deneyimledi. Dikkat etmeyi, duymayı, dışarıdan gelene kendimizi açmayı ve onu içimizdekiyle buluşturmayı deneyimledik.
Akşam Arbil ile masallara daldık, geceyi yıldızların altında kapattık.
9 Temmuz 2016 Cumartesi
Kaydol:
Yorumlar (Atom)










































































